23/3/2007 - YaLnızım Çünkü Sen Varsın..
Aykırı düşler kentinden savruldum ben. İsyânımda yüz görümlüğü bir dermansızlık ve uyumsuzluk kahkahamda, sancıların kuru sıkı gölgesi var. İçimin titreyen yanlarında koşturup duruyorum içimi görmeden, içini göremeden. Tam da duaya durmuşken dağ gibi sesim. Ay delisi ütopyaları neden yalın ayak sulara gömdüğümü bir bilsen. Bir bilsen eserken paramparça bir gülüşün ağlayışıyla gül gülüşü yağmurlara Neden tutunduğumu bir bilsen.
Bilemezsin.
Çünkü sen zıvanadan çıkmış ayaklanmaları örtmedin göğsüne. Yenilgi cümlelerinden örülmüş bir kahramanlık türküsünün sahipliği yok sende.
Sen aşksın. Üzülme….
Şairler en çok kanarken susarlar. Boncuk boncuk terleyen şiir desteleriyle. İtiraftan men bir ömrün sürgünden gelmeyişine gidiyorsun. Karanfil asılı sevinçliğine pis boğaz yalnızlıklar sataşıyor. Bense yeknesak bakışlarımı ceplerimde ifal ediyorum, acımı acıtarak.
Ey aşk!
Gecesindeysem gözlerinin, beni bekleyen uğultulu ve şımarık bu karanlık kime âit. Solumu acıtan, içinden aşk geçmeyen bu puslu direkler kimindir. Açım, çıplağım, turkuaz umutlarıma karşı.
Ve aşığım.
Ama yağmalanmışlığımı istemiyorum siciline. Bu kürek mahkumluğu bitmese bile. Biliyorsun uçurumların birinden çıkıp diğerine düşüyorum. En güzeli de yüzündeki uçurumlarda yırtılıyorum. Mil çekiliyor sana suskun harflerin ıslak ve ölü gözlerinde. Taarruzuna geç kalınmış baş kaldırıların sonu mudur aşk dedikleri. Dağa kaldırılmış kalbimin son çığlığından mıdır ceylanların yas duvaklı avuntusuz inleyişi.
Yar!
Duysaydın keşke susmayı göze alacak kadar bağırıyorum seni. Kefâletim ol. Yüreğinle seveyim. Kalbimden kovuldum, sana geldim. Gün aşırı ırmaklar yetmiyordu. Kapana kıstırılmış yağmurlarla yıkadım, paçavra tuvallere resmettiğin çirkin suretimi. Günahkar kent Babil’in surlarında sallandırdın, İstanbul’a sığmayan gecekondu sözcükleri.
Söyle!
Şimdi ölebilir misin beni. Ben, masum bir cariyenin göz kapaklarında çoğalan yedi veren hüznü. Ve göğsüne taş koyulan Babil’in Âd deyişinde gizliyim. Sen, Dicle’nin yamalı sularına yanmışlığını serpen Mecnun-ı Kays’ın çığlısın.
Aşksın.
Bende kalmışlığından beri, hiç dokunmadım kendimin kimliğine. İnan bana, sonra kör yelkenlilerden adıma fırlattım kimli kendimi.
Sevdiğim!
Delilleri yakılmış cinayetlerin müdâvimiyim kar altında. Oysa müfredât dışı şiirlere yığınlamıştım kalp götürmez güzelliğini. Güzelliğin ki en yeni intihar biçimim. Hezimetim düş olmadan, gel. Adresi yitik alfebelerin bal mumu sıfatlarında ve kasten görülmüş bir denizin çalkantısında deşelendim. Pütürsüz tebessümlerini, uykudan henüz uyanmış cüzamlı bulutların rafinesiz göz yaşlarıydı saçlarına konan nisan gülüşüm.
Ey aşk!
Ağlamak bana ne yakışıyormuş meğer. Tıpkı seni severken bedel doğurmak gibi. Tıpkı sende yaralanmak gibi. Kendimle helalleşmeden, Hakkımı helal etmeden bana rütbesiz bir akşamda sana çekildim. Çünkü ucuz yaşlarım gözlerimi gözkırıma itiyordu. Cehennemî gülüşün sokaklarıma dayanmış bir namluydu. Püf desem patlayacaktı mazlum esişin. Ne dersin belki de sen kelimelerin cürmüşleyemediği fâilsizliğin adısın. Üvey bir yaşamaktı sevda. Özüm aslında intihardı. Aşka en gerçek yalan dense de, solsuz bırakma beni. Sağ kalamam. Bölünmüşlüğün ucundaki hayatıma “bensizleşme”.
Ki ben sana “sensizleşemem”.
Ambargo koyma ırak kendine. Bil ki canlı cenazeleri taşıyorum ellerimde. Kendimi el sayıp.
Ey aşk!
Gül yüreklim. Yalnızım,çünkü sen varsın. "ALıntı.."
|