9/7/2009 - Ben neleri sevmişim..
bir şubat sabahına uyandığında ben yokum...yok oluyorum yalnız adını bildiğin uzak bir yerde daha söyleyemeden son sözümü üşüyen ellerimi ısıtmak için kulaklarımda çınlayan sesine sokuluyorum bir kedi aymazlığında kuzum ben.. ben gidiyorum
bir şubat sabahı, sen görmesen de uzak bir yerlerde birisi seni düşünür, seni söyler kendi kendine, sevda bu ya elinde bir gonca gül dilinde sevda türküsü seni öpercesine öptüğü gülü bırakır donmak üzere olan bir suya
bu gidiş senin için sana göre yoksa benim ummanımda boğulacaksın ıssız sokaklarımda karanlık dehlizlerimde kimsesiz bir çocuk gibi kaybolacaksın gücüm yetmiyor sana-korkarım- düşüp elimden, paramparça dağılacaksın belki de bir kaçış bu, tam bana göre
seni, körkütük sarhoş bir hüznün sızmaya yüztutmuş sularına bırakıp gidiyorum.. sensizlikten bile çekip elimi.. yaşanmışı defnedip senin ülkene kirli mendilime sardığım ve duygularımla ilmek attığım yaşanmamışı yanımda götürüyorum
belki yarım kalır şiirler dilinde can verir belki bir sevda türküsü bir poyraz eser düşürür umutları astığın yerden.. sen pembe hayallerine sarılıp sımsıkı nefes nefese koşarken maviliklerine ve sıcacık bir aşina bakış dolarken iliklerine fışkıran gözyaşımdır her adımda bastığın yerden..
hayat, öksüz anılar, zaman ve sen benim için yoktunuz zaten hiç varolmadınız ve bu yokluk içinde hiç yorulmadınız neymişim ki ben; ne sanmışım kendimi anladım ki el de yaman, bey de yaman cehennem dünyada olmaz bilirdim ateşlerde yanmadayım el-aman say ki; bir nefes sigarada üflediğin duman
sahilde bir akşamüstü yalnız yürürken çıplak ayaklarınla gözlerini gönder gidebildiği kadar uzağa düşünme hiçbirşeyi, sadece bil ki ben ufkun en kızıl noktasındayım dalgalar üzerindeki yakamoz benim güvertede sigara içen uzaklardan duyduğun hüzzam şarkıda üç yaşında bir çocuğun manalı bakışlarında ben varım ekmeğinde aşında gördüğün, duyabildiğin hissettiğin herşeyde ağlasan gözyaşında bir kabustan uyansan kan-ter içinde ben varım hemen yanıbaşında
dudağıma ateş düştü memnu geceden bir yağmur damlasında sımsıcak dil mahsur kalmasaydı içerde gecikmiş bir aşkı haykıracaktı gitmek..oysa ki gömleğimin cebindeydi niceden sesindeki esrarın gözüme çektiği perde hani nerdeyse, beni caydıracaktı
zaten hiç olmadın ki doğruysa; bir adını bilmiştim bir sesin çınlamıştı kulaklarımda cümle alem bir oldu da susturamadılar ben senden çok önceleri hayata yenilmiştim adın ve sesin ikisi bir oldu da sessiz çığlığımı bastıramadılar
sözüm geçseydi parmaklarıma adını avuçlarımda sıkmayacaktım demiştim sana bir oyundu bu iki kişilik bir oyun olmaktan çıkmasaydı ben bu oyundan çıkmayacaktım sanki..bir kez tutsam elini inan ki..sonsuza dek acıkmayacaktım işlemeye başladın iliklerime tırnaklarıma
belki bir akşamüstü sahilde martı seslerine karışır sesim bir simitci çocuğun gözlerinde olurum bazen ılık rüzgarlara karışıp saçlarını dağıtır, koklar nefesim içinde bir yer sızlar apansız arasan da bulamazsın beni beyhude ben seni, annenin dizlerinde bulurum bir gemi kalkar limandan acı siren sesiyle zamansız seni gecenin esmer denizlerinde bulurum gözlerinin dalıp gittiği noktaya bir derviş misali atıp postumu pişmanlığın dehlizlerinde bulurum lütf-u ilahi olan sevdam adına bırakıp düşmanımı, hem de dostumu gözlerinden süzülen nur tanelerinin yanağına çizdiği izlerinde bulurum
cümle sevda sözcükleri hep canana yazılır bilmem ki sen bana, canan mısın can mısın yoksa damarlarımda akan kan mısın sular akar köprülerin altından an gelir anlaşmalar bozulur alem benden bilir de karagümrüğü yakan mı yaktıran mısın gecelere kan düşer bir infilak bozar sükutu yüreklere figan düşer umutlar üryan düşer toprağa bir can düşer ey sevgili, bre canan... mermiyi sıkan mı, sıktıran mısın
gözlerim bir an değseydi gözlerine ses, şekil ve renk anlamını yitirecekti ellerini avuçlarımda tutsaydım kızarsaydı parmaklarım sıcaklığından varlığa can veren ahenk seni de beni de bitirecekti yorgun yüreğimi bir gece ah dizlerinde uyutsaydım
sahipsiz bir gonca gülün bir buse kondurduğum yerinden kan damlar.. sisli bir şubat sabahında yapraklar birbirine sarılmıştır sımsıkı ve gül ağlar senin için ama sessiz, ama derinden
anladım ki dokunduğun şeyleri sevmişim uzaklarda yaşadığın yeri sevmişim üstüne gölgen düşen herşeyi ve senin üzerine düşen gölgeyi sevmişim çaresizlik tutmuş köşebaşını duygularda din, iman kalmamış sana dair olanları sevmekten heyhat.. seni sevmeye kuzum, zaman kalmamış...
Fikret Polat..
|